Bu Blogda Ara

8 Aralık 2012 Cumartesi

KIZIM KUZUŞUM PRENSESİME

Sen,
Canımın çekirdeği,
Yaşama sebebimsin,
Sen hıçkırığım, nefesimsin…
Sen hayalim, göz bebeğim,
Özlemimsin, sevdikçe sevesimsin..
İçimde huzur,
Gözümde nur;
Sen onur,
Sen, izzet-i nefsimsin…
Sen, şarkımsın, şiirimsin,
Güzel sözümsün…
Aşkımın meyvesi,
Gönlümün neşesi,
Sen gönül gözümsün..
Sen en büyük hevesimsin..
Kızım, güzel kızım,
Sen benden öte bir bensin..

Cem Sefa

Gülşah'a...
 
DUAM

Saçlarında gelecek asılı,
Gözlerinde umut olsun…
Ağzında bin bir tat,
Dilinde şarkılar,
Gönlünde ferahlık,
Şansın hep açık olsun...

Gülen yüzün solmasın,
Kalbinde hüzün olmasın…
Her günün hayat,
Her yaşın bir ömür olsun…

Bütün güzelliklere rastla,
Kötülükler ders olmasın…
Uzanabildiğin her yıldıza dokun,
Her çiçeği tak yakana,
Yaşanmamış kalmasın…

Sevgi bulsun seni,
Sen, yakasını bırakma…
Aldırış etme yanlışa,
Gündüzün hiç kararmasın…
Gözünü çevirme gelecekten,
Ufkun daralmasın…
Hevesin kursağında kalmasın…

Cem Sefa
O GÜN
 
Güneşi karşıla, güzel gözlerinle,
Değişir her şey,
Gün gibi.

Mutluluğu takip et, güzel gözlerinle,
Aldanma, zamana,
Bak geçmiş bugün gibi.

Bak gözlerime, güzel gözlerinle,
Göreceksin ki,
Her şey o gün gibi...

Cem Sefa

SİTEM

Şimdi gece,
Sen, sıcak yatağında,
Ben, yalnız kuşlar gibi, çıplak dallarda.

Sabah olacak,
Güneş,
Sana, pencerenden görünecek sadece,
Benim, üstüme doğacak buralarda.

İşte o zaman,
Ben, uçacağım, gökyüzünde özgürce,
Sen, yalınayak yollarda.
Sen benden uzakta,
Ben her zaman senin yanında.

 
Cem Sefa

Konya

GÜZEL GÖZLÜ YAR

Biz hayat ağacında
İnce iki daldık
Hafif bir rüzgarda
Kırıldık kaldık
Koptuk gövdemizden
Ayrı ayrı yerlerde
Başka başka ellerde
Kuruduk solduk
 
Güzel gözlü yar
Biz gönülden gönüle bakışırken
Tek sürgünden iki dal gibi
Şimdi bir söz söylemek için
Kulaktan kulağa
Hoyrat ağızlardan
Korkar olduk
Bilmedik kıymetini
Baharda aşkın
Birlikte yeşermenin
Toyduk
Yine olur sandık
Hazan olmadan henüz
Hala sevebilmenin
Lezzetini aldık
Biz
İki bedende
Tek düşünce
Ayrı ufuklarda
Aynı hayal olduk
Cem Sefa
UNUTMAYA ÇALIŞMAK

Unutmaya çalışmak
Geçen zamanı silmek
Yalnız gülmektir
Dalsız çiçeksiz bir dünya
Herşeyde bir noksan
Yarım kalmaktır


Unutmaya çalışmak

Ümidi kesmek
Arkasında kimse olmayan
Kapıyı çalmaktır

Unutmaya çalışmak
Kendinden geçmek
Sabretmek
Affetmek
Sonsuzluğun sırrını bulmaktır

Unutmaya çalışmak
Hakkın olmadan
Merak etmek
Üzülmek
Kahrolmaktır

Unutmaya çalışmak
Kıymetin bilinmese de
Kıymet bilmektir

Unutmaya çalışmak
Böyle olmadı demek
Kadere bile direnmek
Bir hatırayı sevmek
Umutsuz özlemek
Hüzün dolmaktır

Unutmaya çalışmak
Yalnız ölmektir



Cem Sefa

29 Ekim 2012 Pazartesi

2012 CUMHURİYET RESEPSİYONUNDAN DİKKAT ÇEKENLER

CUMHURİYET RESEPSİYONUNA,
OMUZUNDA,
SIRADAN, HEM DE ÜTÜSÜZ BİR ATKI İLE GELEN VE
CUMHURBAKANININ ELİNİ SIKMAK İÇİN KOŞARAK GELEN TEK KİŞİ
MALİYE BAKANININ EŞİ...
DÜNYANIN HER YERİNDE,
ABD, UK, DR VE HER YERDE REJİMİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ RESEPSİYONU
EN ÜST DÜZEYDEKİ PROTOKOLDÜR..
KÜLTÜR FARKI...

BİR GEZETECİ DE,
CUMHURBAŞKANI İLE EL SIKIŞIRKEN,
ÖTEKİ ELİYLE CUMHURBAŞKANININ DİRSEĞİNİ KAVRIYOR,
SANKİ DEPLASMAN MAÇINDA,
RAKİP KLÜP BAŞKANI İLE EL ŞIKIŞIYOR.
LUMPENLİK...


İYİ Kİ GİTMEMİŞİM ... :)))

KİM BİLİR BEN NELER YAPARDIM...
KOLAY DEĞİL...


Yüzümün bir tarafında acı
gözümde yaş,
kader diyorlar boş.
Kimse bilmez bunu,
bilen gelsin allah aşkına.

28 Ekim 2012 Pazar

YOKSULLUK VE YOKSUNLUK

İnsanoğlunun hayatını etkileyen, hatta belirleyen iki durum,
yoksulluk ve yoksunluk...

Yoksulluk yeteri kadar mali imkana sahip olmamaktan ibarettir. Bir eksiklik durumudur, "lazım olanın olmaması" halidir..
"Açlıkla tokluk arasındaki karşılıklılık" vardır özünde...

Yeteri kadar mali imkana sahip olunduğu anda biter. Bu, bir anda bile olabilir...

Yoksunluk ise, tatmin edilmemişliktir.
Yoksunluk, vaktinde bulamamaktır.
Yoksunluk, ertelenmiş, belki de engellenmiş ihtiyaçların izidir.

Özünde, "varla yok arasındaki karşıtlık" vardır...

Bir çocuğun, çok istediği halde bisikleti olmamışsa; yetişkin olduğunda, bisiklet fabrikası da olsa, yoksunluk hissi yok olmayacaktır.

Yoksunluk, yutkunmaktır...

Demek ki, yoksunluk, yoksulluk gibi ortadan kaldırılamaz bir durum...

İnsanın yoksunluğu, çoğunlukla kendinden kaynaklanır. Çünkü insan, erteler, feda eder, vazgeçer. Çoğunlukla insan kendi kendini mahrum bırakır... Sonradan tamamlanır zanneder...

Halbuki öyle değildir.
Tamamlanmaz... Geri dönülmez...
Yoksunluk, hasret çekmektir, özlemektir, pişman olmaktır...

En büyük yoksunluk ise, sevgiden yoksunluktur...
Çünkü sevgi büyük ihtiyaçtır...

Sevgi,
Zavallıdır,
masumdur,
karşılıksızdır,
maliyetsizdir...

Her şeye feda edilir...

Hiçbir şeyle karşılanamaz...






26 Ekim 2012 Cuma

GİTME




GİTME, SAÇINA KARLAR DÜŞER DEMİŞTİM.
GÖZLERİNDE NEM GÖRDÜM,
SAÇINDA KAR.
GİTTİN,
İŞTE BÖYLE
GÖZLERİNDEN YAŞLAR AKAR.

İsmet Sefa Cem
 



KÜSMEK...

Çocukken,
her çocuk gibi, küserdim. Arkadaşlarıma, anne-babama, kardeşlerime...
Dedem hariç...

Sonra unuturdum, küstüğümü, rezil olurdum...

Anladım ki,

unutkanların küsmemesi gerekiyor,
rezil olmamak için...

Anladığımdan beri bunu,
küsmüyorum kimseye...

Gördüm ki,

çok rahatmış, küsmeden yaşamak...

Ama,

intikamımı almayı severim.

"Herkesin hayrını korumak için biraz şerri olmalıdır" derdi,
rahmetli dedem...

Ruhu şad olsun...

Öyleya,

Kin, vefanın ikizidir.



9 Ekim 2012 Salı

TİCARETİN İKİ KURALI

TİCARETİN İKİ KURALI

Ticaret ve avcılığın birbirine benzeyen iki yönü ve vazgeçilmez iki kuralı vardır.

Avcı, ava asla tek başına gitmemelidir. Zira, av alanları, risklerle doludur. Her an düşme, çarpma gibi sebeplerle, küçük ya da büyük yaralanmalar olabilir. Bu durumlarda, gerek ilk yardım için, gerekse, yardım çağırmak için her zaman avcının yanında birisi olması lazımdır. Aksi halde, küçücük bir yaralanmanın sonucu ölüm olabilir. Yine, her avcı, aynı zamanda bir av durumundadır. Her an bir hayvan saldırısına uğrayabilir. Bir hayvanla mücadele etmek zorunda kalabilir. Bu durumda da, tek kişi olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu açıklamaya gerek bile yok. Nihayet, av faaliyeti, silahla yapılır. Silah ise kendi başına bir tehlikedir. Avcı, her an kendi silah ile kendisine zarar verebilir. Dolayısıyla, bir avcının tek başına ava gitmemesi gerekir. Mutlaka, birden fazla avcı ile hareket edilmelidir. Bir tür dayanışma yani... Zaten, kural olarak da, avclar tek başına ava gitmezler.

Avcılığın ikinci temel kuralı ise, avı kaldırdığında, mutlaka atmak gerekir. Biraz tereddüt avın kaçmasına, hatta nadiren de olsa başka avcılarca vurulmasına sebep olabilir. Hele hele, avı kaldırdıktan sonra, atsam mı, atmasam mı; şöyle mi atsam, böyle mi atsam gibi hesaplar yapacak vakit asla yoktur. Avcı avı kaldırdığında, atar, vurur veya vuramaz... Aksi halde, avı kaldırmak için yapılan bütün işler boşa gider; avcı boşuna beklemiş, boşuna sabretmiş olur. Daha kötüsü de, eve eli boş döner...

İşte avcılıktaki bu iki kural, aynen iş hayatında da geçerlidir.

Öncelikle, iş adamı, işlerini mutlaka dayanışma ile yapmalıdır. Tek tabanca olmamalıdır. Bu dayanışma, iştişare, fikir alışverişi; profesyonel danışma ve nihayet ortaklık olabilir. Her işin özelliğine ve gereklerine göre, dayanışmanın niteliği değişecektir. Ama vazgeçilmez prensip, dayanışmadır. Aksi halde, iş adamı, tüm riskleri tek başına karşılamak zorunda kalır ki, bu da "eninde sonunda hezimet" demektir.

İkinci olarak, iş hayatında da tereddüde yer yoktur. Aynı avı kaldıran avcının atması gerektiği gibi, iş adamı da, işi kovalaması ve eyleme geçmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki, müşkülpesentlerin masası uygulanmamış, parlak projelerle doludur. İş hayatında kazanç için eylem şarttır. Bekleyerek, tereddüt ederek, korkarak ve nihayet eleştirerek iş yapılmaz ve kazanç elde edilmez.

DEĞİL Mİ...

1 Ekim 2012 Pazartesi

HAYATIN KENARINDA KALMAK

Hayatın içinde dalmadan, kenarında kalarak; bazen uzaklaşıp, bazen daha yakın olarak yaşamak, kolay gelir insana. Bir nevi "etliye sütlüye bulaşmama" durumudur aslında...
 
Hayatla ilgili her şey başkalarından beklenir. Üstelik olursa teşekkür etmediği halde, olmazsa küfrederek; her şeyden başkaları sorumludur. Beğenmek yok, beğenmemek çoktur.
 
Hayatın içine dalmak zorunda kalmamak için, kimseyle işbirliği yapmadan, omuz omuza vermeden, ama aldığının yarısını, aldığın kişiye de vermeden...
 
Hayatın içine dalmak zorunda kalmaktan korkarak, en küçük bir sorumluluk altına girmeden yaşamak kolay gibi gelir insana. Sorumluluk gerektiren her işi erteleyerek, yapılması gerekenleri yapmayınca da, yavaş yavaş her şey sorun haline gelecektir. Çünkü hayatla ilgili ertelenen her eylem, sonunda sorun olacaktır. Küçük bir iş, yapmayınca, büyük bir sorundur. Hayatın kenarında kalanlar bu durumda da, yine hayatın kenarında durmaya çalışıp sarsılırlar... Dengelerini kaybedelerler...
 
OYSA, HAYAT BATAKLIK GİBİDİR, KENARINDA KALMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. O İÇİNE ÇEKER İNSANI...

DEĞİL Mİ...